Link
SAĞLIKLI BİLGİLER
 •  ACİL
 •  AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI
 •  ANESTEZİ VE REANİMASYON
 •  BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ
 •  BİYOKİMYA
 •  CHECK-UP
 •  ÇOCUK SAĞLIĞI
 •  DERMATOLOJİ
 •  DİYETİSYEN
 •  ENFEKSİYON VE MİKROBİYOLOJİ
 •  FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON
 •  GASTROENTEROLOJİ
 •  GENEL CERRAHİ
 •  GÖĞÜS HASTALIKLARI
 •  GÖZ HASTALIKLARI
 •  İÇ HASTALIKLARI
 •  HEMATOLOJİ
 •  KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM
 •  KALP VE DAMAR CERRAHİSİ
 •  KARDİYOLOJİ
 •  KBB
 •  NÖROLOJİ
 •  ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ
 •  PLASTİK CERRAHİ
 •  RADYOLOJİ
 •  ÜROLOJİ
 
Laboratuvar Sonuçlarınız
Eczane

ÜMİT'Lİ HABERLER E - DERGİ
Ümitli Haberler E-Dergi

Nöbetçi Eczaneler
Eczane

Besin Duyarlılığı Testi
109 farklı gıda hepsini gerçekten tüketmeli misiniz?

Özel Ümit Hastanesi
Tanıtım Filmi
Hastane Tanitim Filmi

Basında Özel Ümit Hastanesi
BİZİMLE GÜVENDE

Özel Ümit Hastanesi
Ümitli Yaşam Videoları
Ümitli Yaşam Videoları

Özel Ümit Hastanesi
Kat Planları
BİZİMLE GÜVENDE

 
Güncel Tarihi : 13/08/2013
GENEL CERRAHİ
 
GENEL CERRAHİ
 

 • AKUT APANDİSİT

 • HEMOROİD HASTALIĞI (BASUR-MAYASIL HASTALIĞI)

 • KASIK FITIKLARI

 • KIL DÖNMESİ(PİLONİDAL SİNÜS)

 • MEME AĞRISI VE MEME AKINTISI

 • MEME KANSERİ

 • MEMENİN İYİ HUYLU TÜMÖRLERİ

 • KOLON (KALIN BAĞIRSAK) KANSERİ

 

Akut Apandisit nedir?
Akut apandisit, “apandis” (appendix vermiformis) adı verilen organın iltihaplanması sonucu meydana gelen bir hastalıktır. Toplumda her 100 kişiden 8’inin hayatları boyunca akut apandisit olma olasılığı mevcuttur. Her yaş grubunda görülmekle beraber özellikle 20-30 yaş arasında daha sık olarak meydana gelir. Her iki cinsiyette de eşit olarak görülür.
Apandis Organı (appendix vermiformis) Nerede Bulunur?
Apandis, karın sağ alt bölgesinde, kalın bağırsağın başlangıç kısmı olan “çekum”un alt kenarından başlayan, ucu kör (kapalı) sonlanan bir kanal olup, görünümü itibariyle solucana benzeyen bir organdır. Ortalama uzunluğu 10 cm, kalınlığı 0.5 cm’dir. İşlevi tam olarak bilinmemekle beraber bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenf bezlerini içermesi bu sisteme ait işlevleri olduğunu düşündürmektedir.
Akut Apandisit Nasıl Oluşur? Nasıl Korunabilirim?
Tüm mide-bağırsak kanalında olduğunda gibi apandiste de kanalın içini döşeyen örtünün bir salgısı ve bu örtüde buraya özgü yaşayan mikroplar bulunmaktadır. Apandisin kalın bağırsağın içine doğru açılan ağzı herhangi bir nedenle tıkanırsa bu salgı birikerek mikropların burada çoğalmasına, apandistin şişmesine ve iltihaplanmasına  neden olur ki bu durum “akut apandisit” olarak tanımlanır. Bu şişme ve iltihap apandisin kanlanmasını bozabilir. Basıncın artması ve kanlanmanın bozulması nedeniyle apandis bir yerinden delinebilir. İşte bu durum halk arasında “apandis patlaması” diye tabir edilen durumdur. Tıkanıklığın en sık rastlanan sebebi sert dışkı parçalarının apandis kanalına girmesi ve buradaki lenf bezlerinin şişmesidir. Çok nadiren apandisin tümörleri de tıkanmaya sebep olarak kendini akut apandisit tablosu ile belli eder. İşte bu nedenlerden dolayı apandistin oluşmaması için alınması gereken bir önlem ya da bir ilaç yoktur.
Akut Apandisitin Belirtileri Nelerdir? Teşhisi Nasıl Konulur?
Akut apandisitte erken dönemde karında orta kısımda-göbek çevresinde, yeri tam olarak gösterilemeyen devamlı bir ağrı hissedilir. Bu ağrıdan dolayı hastada tuvalete gidip dışkılama ihtiyacı doğar. Ancak hasta dışkılasa bile rahatlama hissetmez. Bununla beraber iştahsızlık da mutlak belirtiler arasındadır. Ek olarak hastalarda her zaman olmamakla beraber ateş, bulantı ve yemek yediği takdirde kusma görülebilir. Hastanın karın orta kısmında-göbek çevresindeki ağrısı genellikle 6 ile 12 saatte karın sağ alt bölgesine kayar ve buraya yerleşir. Hastanın karın alt kısmı çok hassas hale gelir. Hasta, ağrı olacağı için hareket etmek, zıplamak, öksürmek, gülmek istemez. Bu aşamada bir genel cerrahi uzmanına başvuran hastanın anlattıkları ve genel cerrahın muayene bulguları akut apandisit  tanısı için sıklıkla yeterli olur. Ancak gerek tanıyı desteklemek amacıyla, gerekse akut apandisiti taklit edebilen birçok hastalığın olması nedeniyle ayırıcı tanıyı yapmak amacıyla bu aşamada bazen kan sayımı, ultrasonografi-bilgisayar tomografi gibi görüntüleme yöntemleri, idrar tahlili gibi bazı tetkikler istenebilir.
Akut Apandisit Olduğumdan Şüpheleniyorum, Neler Yapmalıyım?
Yukarıda bahsedilen, özellikle erken dönem belirtileri gösteren kişiler hiçbir şekilde ağrı kesici almamalı, bir şeyler yiyip içmemeli ve derhal bir genel cerrahi kliniğinin olduğu sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar.
Akut Apandisitin Tedavisi
Akut apandisitin kesin ve tek tedavisi ameliyat ile iltihaplı apandisin çıkarılmasıdır. Bu ameliyata “apendektomi” denir. Genel anestezi (narkoz) altında yapılan bu ameliyatın ortalama süresi yarım ile bir saat arasındadır.
Bu ameliyat laparoskopik ya da açık yöntemle yapılabilir. Her iki yönteminde kendilerine özgü avantaj ve dezavantajları vardır. Avantaj ve dezavantajlar hasta ile genel cerrah arasında konuşularak en uygun yöntem belirlenmelidir. Laparoskopik (kapalı) yöntemde hastanın karnına açılan 3-4 adet 0.5-1 santimetrelik deliklerden kamera ve uzun çubuk şeklinde aletler yardımı ile iltihaplı apandis çıkarılır. Açık yöntemde ise karın sağ alt bölgeye yapılan 4-5 santimetrelik kesiden aynı işlem uygulanır.
Akut Apandisitin Karıştığı Hastalıklar?
Tüm yapılan tetkik, muayene ve hastadan alınan bilgilere rağmen, akut apandisit hastalığı tanısı ile ameliyata alınan hastaların %10’unda, ameliyat sırasında akut apandisit olmadığı ortaya çıkabiliyor. Karın içi iltihaplanmaları, idrar yolları problemleri, kadınlarda jinekolojik (kadın hastalıkları) hastalıklar apandiste benzer durumlara neden olabilir. Bu durumda genellikle yine de apendektomi ameliyatı uygulanır. Karın içinde hastanın mevcut şikayetlerine neden olabilecek başka problem varsa ve cerrahi olarak düzeltilebiliyorsa buna yönelik girişimde aynı seansta yapılabilir.
Ameliyat Sonrası Dönem
Apendektomi ameliyatı sonrasında hastalar ortalama 1-2 gün içinde hastaneden taburcu olacak duruma gelirler. Günlük aktivitelerine dönmeleri ise hastadan hastaya değişkenlik göstermekle beraber ortalama 5-10 gündür. Cilt dikişleri genellikle ameliyattan 10 gün sonra alınır. Ameliyat sonrası dönemde hastalar ağır hareketlerden 3 ay boyunca kaçınılmalıdırlar. Ameliyat sonrası dönemde en sık karşılaşılan komplikasyon (problem) ; kesi yerinin mikroplara bağlı olarak gelişen iltihaplanmasıdır. Bu nedenle kesi yerinde kızarıklık, ısı artışı ve hassasiyet olması durumunda hemen genel cerrahınıza başvurmanız gerekmektedir.
Akut Apandisitin Seyri Sırasında Oluşabilecek Komplikasyonlar (Problemler) Nelerdir?
Akut apandisit her zaman yukarıda anlatıldığı gibi seyretmez. Bu hastalarda apandisin diğer organlar ile sınırlanması (plastron apandisit), apandisit delinmesi (patlaması) ile karın zarı iltihabı, bakterilerin tüm vücut foksiyonlarını bozması (sepsis), karın içi apsesi ve karaciğer apsesi gelişebilir.
Plastron Apandisit
Bazen akut apandisit geliştiğinde nadiren de olsa hastanın iç organları (ince bağırsaklar ve omentum denilen karın içi yağ tabakası) iltihaplı apandisin etrafını çevreleyerek iltihabın karna yayılmasını sınırlar ve muayenede bu durum karın sağ alt kısmında ele gelen kitle olarak fark edilir. Ultrasonografi ve/veya bilgisayarlı tomografi de bu durumun tanısının konmasında yardımcı olabilir. Buna “plastron apandisit” denir. Bu durumda ameliyat zor ve çevreleyen organlarda hasar gelişme riski nedeniyle tehlikeli olabilir. Eğer plastron apandisit tanısı konmuşsa ve hastanın karın bulguları çok şiddetli değilse hasta hastaneye yatırılarak damardan antibiyotik tedavisi ile takibe alınır. Takip süresince iyileşme olursa hasta taburcu edilir. Ameliyat 1-2 ay sonra mutlaka gerçekleştirilmelidir. 
Sepsis (Apandisit delinmesi, karın zarı iltihaplanması, bakterilerin tüm vücut fonksiyonlarını bozması)
Akut apandisitteki şişme ve iltihaplanma apandisin kanlanmasını bozabilir. Basıncın artması ve kanlanmanın bozulması nedeniyle apandis bir yerinden delinerek halk arasında “apandisit patlaması” diye tabir edilen durum meydana gelir. Bu durum normalde akut apandisitin erken safhalarında pek olmaz. Genellikle karın ağrısının önemsiz olduğunu düşünerek ihmal eden ve ağrı kesiciler ile zaman kaybeden hastalarda görülür. Delinen apandisten çıkan ve karın içine yayılan iltihaplı ve bakteriden zengin sıvı karın zarı iltihaplanmasına neden olur. Ağrı daha şiddetli ve daha geniş bir alanda ya da tüm karında hissedilir. Eğer halen bir müdahale edilmemişse karna yayılan bakteriler buradan kısa zamanda kana geçerek tüm vücudu tehdit eder. Hastanın genel durumu, bilinci bozulur. Tansiyonu düşer, ateşi çok yükselir veya normalin altına düşer. Tüm sistemler olumsuz etkilenir. Bu durum “sepsis” olarak adlandırılır. Sepsis çok ciddi, ölümcül bir tablodur. Hızlı ve çok yönlü tedavi gerektirir. (cerrahi tedavi, ilaç tedavisi, yoğun bakım)
Periapendiküller Apse (Karın içi apse)
Karın içinde sınırlı bir alanda irin (cerahat, iltihaplı-mikroplu sıvı) birikmesi yani apse oluşumu apandisit hastalığının seyrinde birkaç şekilde oluşabilir. Bunlardan biri “periapendiküler apse” olarak tabir edilen apandisin içindeki iltihaplı ve bakteriden zengin sıvı, çevre organların sınırlaması nedeniyle ile karna yayılmaz ve böylece periapendiküler apse meydana gelmiş olur. Tedavide cerrahi girişim genellikle ilk tercih edilen yöntem değildir. Apse gerçekten sınırlı ise ve hastanın genel durumunu etkilemişse ve de teknik olarak mümkün ise ultrasonografi ya da bilgisayarlı tomografi rehberliğinde lokal anestezi (mevzi anestezisi) uygulanarak bu apsenin içine kateter (drenaj tüpü) yerleştirilir. Bununla beraber hastaya damardan antibiyotik tedavisi de verilir. Hastanın genel durumunu böylece düzeltilerek taburcu edilir. Ancak bu hastalara mutlaka 1-2 ay sonra apendektomi ameliyatı yapılmalıdır.
Apandisit hastalığının seyri boyunca oluşabilen diğer bir karın içi apse şekli ise ameliyat sonrasında, özellikle apandis delindikten sonra ameliyat edilenlerde görülen karın içi apsedir. Her ne kadar cerrahi müdahale ile karın içi temizlense ve sonrasında hastaya antibiyotik tedavisi verilse de, nadiren de olsa bazı hastalarda tüm bu alınan önlemlere rağmen ameliyat sonrası dönemde karın içi apse gelişebilmektedir. Ameliyat sonrası dönemde gelişen bu karın içi apse, teknik olarak mümkün ise ultrasonografi ya da bilgisayarlı tomografi rehberliğinde lokal anestezi (mevzi anestezisi) uygulanarak, içine drenaj tüpü (boşaltım tüpü, kateter) yerleştirilmesi ve beraberinde damardan antibiyotik verilmesi ile tedavi edilebilir. Kateter yerleştirilmesi apsenin karın içindeki yerinden dolayı teknik olarak mümkün olmazsa o zaman ameliyat ile apsenin boşaltılması ve buraya drenaj tüpü yerleştirilmesi gerekebilir.
Karaciğer Apsesi
Çok nadiren de olsa apandisit hastalığının seyri sırasında (ameliyat öncesi veya sonrası dönemde) iltihaplı apandis ve/veya çevresindeki iltihaplı dokularda bulunan mikroplar, bağırsakların portal venine (toplar damarına) geçerek bu damarda iltihap yapabilir (pyeflebit) Bununla beraber toplar damar karaciğere döküldüğü için mikroplar karaciğere yerleşebilir ve burada apse oluşumuna neden olabilir. Tedavide lokal anestezi ile kateter yerleştirilmesi ya da cerrahi müdahale ve beraberinde damardan antibiyotik tedavisi uygulanabilir.
Gebelik  ve Apandisit
Apandisit hastalığı, gebeliklerde rahim dışı nedenler arasında en çok cerrahi girişim gerektiren hastalıktır. Ortalama 2000 gebelikte bir apandisit hastalığı görülür. Özellikle ilk 6 ayda daha sık olmak üzere gebeliğin her safhasında görülebilmektedir. Gebelikte rahmin baskısı ile apandis organı yukarı-sağa yer değiştirir ve dolayısı ile apandisitte ağrı normalden farklı bir yerde hissedilebilir. Yine gebelikte belirtiler normalden daha düşük şiddette hissedilebilir. İşte bu nedenlerden ötürü gebelikte apandisit hastalığının en önemli özelliği teşhisin konmasındaki zorluktur. İlk üç aydan sonraki dönemlerde yeniden başlayan bulantı-kusma şikayeti beraberinde hafif de olsa ağrı varsa akla apandisiti getirmelidir. Gebelikte apandisitin tedavisi farklılık göstermez. Cerrahi tedavi burada da esastır. Ancak maalesef cerrahi tedavinin %10-15 ihtimalle erken doğuma, %3 ile %5 ihtimalle de bebek ölümüne neden olduğu, eğer apandisit delinmişse bu oranların 4 kat arttığı tespit edilmiştir. Bu nedenle gebelikte apandisit şüphesi varsa dikkatli ve hızlı bir değerlendirme ile hastanın cerrahi tedavisi yapılır.

HEMOROİD NEDİR? SAĞLIKLI BİREYLERDEKİ İŞLEVİ NEDİR?
Normalde doğan her canlıda kalın bağırsağın dışarı açılan en son kısmında damar ağları mevcuttur. Anüs (makat) ve rektumda (kalın bağırsağın en son bölümü) bulunan ve hemoroidal damarlar denilen bu damar ağlarının vücudumuzda çok önemli görevleri vardır.
Aşağıda bu görevler sıralanmıştır:

  • Normalde bu damar ağlarında biriken kan, anüsün (makatın) tam kapanmasını sağlar. Böylelikle hemoroidal damarlar, birey istemli olarak anüsü kontrol eden kaslarını kasmadığı halde, dışkılama kontrolünün sağlanmasına yardımcı olur.
  • Anüsü çevreleyen kas kitlesinin (sfinkter) üzerinde koruyucu bir yastık tabakası işlevi sağlar. Dışkı anal kanaldan (makat) geçerken, bu kasların direkt olarak dışkı ile temasını, hemoroidal damarlar önler. Böylelikle her dışkılamada bu kasların hasar görmesi engellenmiş olur.
  • Dinlenme ve uyku halinde anüsü tam kapatarak dışkının iç çamaşırı kirletmesine engel olur.

Hemoroidal damarlar yerleşim yerine göre eksternal (dış) ve internal (iç) olarak ikiye ayrılmaktadır.

  • Eksternal (dış) hemoroidler anüsün çevresinde gelişir ve ince bir deri ile kaplıdır.
  • İnternal (iç) hemoroidler anüsün içinde gelişir.

HEMOROİDAL HASTALIĞIN NEDENLERİ:
Kesin nedeni bilinmemekle birlikte insanın, diğer canlılardan farklı olarak ayakta dik durması, anüsteki damarlara büyük bir basınçla ve hacimde kan dolmasına neden olmaktadır. Bu da hastalığın gelişmesini kolaylaştıran bir etkendir.
Önemli diğer bir nedeni ise beslenme alışkanlığıdır. Batı toplumunda 20. Yüzyıldan itibaren endüstrinin gelişmesiyle beslenme alışkanlığı da değişmiştir. Sonuçta diyetteki lifli (posalı) yiyecekler azalmıştır. Oysa vücutta sindirilemeyen lifler, emilim oluncaya kadar kitlesinin 30 katı kadar su çekmekte böylece bu kitlenin sindirimi zorlaşmaktadır. Böylelikle, kolay, zorlamadan ve ıkınmadan dışkılama yapılabilir. Aksi takdirde ıkınma ve zorlama bu bölgedeki basıncı daha da artırır. Bunun sonucunda hemoroidal hastalık gelişebilir. Diyetsel lifli besinlerin kullanılmaması durumunda, hemoroid hastalığının görülme sıklığı da artmaktadır.
Çoğu insan, hemoroid hastalığı olmasına rağmen alışkanlıklarını değiştirmemektedir. Dışkılama alışkanlığının düzenli olmaması, dışkının sertleşmesine neden olur. Dışkılama sırasında ıkınma, tuvalette uzun zaman beklenmesi bu damarlardaki genişlemeyi arttırır. Katı ve sert olan dışkının makattan  geçmesi sırasında bu damarlarda hasar oluşur. Bu nedenle de ağrı ve bazen de kanama meydana gelir.
Dışkılama alışkanlığını düzenlemede diğer önemli bir etken de içilen su miktarıdır. Günde en az 8-10 bardak su içilmesi gereklidir. Az miktarda su içmek kabızlığa neden olabilir. Kabızlık da ıkınmaya neden olacağı için hemoroide ait şikayetler artabilir.
Hastalığın şiddetlenmesine neden olan faktörler şunlardır:

  • Yaş
  • Kronik (uzun süreli) kabızlık ya da ishal
  • Hamilelik
  • Genetik nedenler (kalıtsal)
  • Dışkılamayı kolaylaştıran ilaçların (laksatiflerin ve lavmanların) sık kullanılması
  • Dışkılamak için zorlu ve uzun süreli ıkınmalar
  • Tuvalette uzun zaman oturulması (gazete, kitap okunması, vb..)
  • Ağır yük kaldırılması
  • Hastalığın şiddetlenmesine neden olan besin maddelerinin tüketilmesi (alkol, baharatlı yiyecekler)

Nedeni ne olursa olsun bu damar ağlarını (makat kanalındaki toplar damarları) destekleyen dokular gerilir ve sonuçta bu sonuçta bu damarlar genişler, çevre destek dokusu ve duvarları incelir, sonuçta kanama meydana gelir. Eğer gerginlik artar, basınç devam ederse incelmiş olan bu damarlar makattan dışarı çıkarlar.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ

  • Dışkılama (büyük abdest yapma) esnasında kanama: En önemli belirtisidir. Sıklıkla damla damla burun kanaması gibi taze parlak kırmızı renktedir. Dışkının üzerinde ve temizlik sırasında kan fark edilebileceği gibi tüm tuvalet kan ile kirlenebilir. Genelde kanama ağrısızdır.
  • Dışkılama (büyük abdest yapma) esnasında makatın dışarı çıkması, ele gelen şişlikler:

Hasta makattan dışarı doğru çıkan yumuşak bir şişlikten, kitleden şikayet eder. Bazı hastalar bu dışarı çıkan şişliği makat içine doğru içeriye geri itebilirler.

  • Anal bölgede (makatta) kaşıntı:

Hemoroidal damarların normal fonksiyonlarını yapamaması ile makat bölgesinin hijyeni de bozulur. Makatın tam kapanmaması ile dışkı ve akıntı kaçağı olur. Buna bağlı kaşıntı ihtiyacı olur.

  • Ağrı:

Hastalar şikayetlerini tam olarak ifade edemezler. Sancı, sızlama veya yanma şeklinde bir his olarak tanımlayabilirler. Özellikle dış hemoroidlerin tromboze (damar içinde kan pıhtısı oluşması) olması şiddetli ağrıya neden olur.

  • Sürekli anal kanalın (makatın) dışında kalan ve dokunulduğunda ağrılı şişlikler:

İç hemoroidlerin makattan dışarı sarkması sonucu gelişebileceği gibi dış hemoroidlerin tromboze olması ile de ortaya çıkabilir.

  • İç çamaşırın akıntı, kanama veya dışkı ile kirlenmesi.

Hemoroid hastalığında klinik muayene:
Anamnez (hastalık hikayesi): Doktor hastanın şikayetlerini dikkatle dinler. Bu görüşmenin amacı hastaya ait özellikleri ve hastalığın seyrini ortaya koymaktır. Hastanın diyet şekli, dışkılama ve tuvalet alışkanlığı, hastalığın şiddetlenmesine neden olabilecek etkenler ve ailesel hikayesi değerlendirilir.
Muayene: Hastanın utanmasına neden olmayacak bir ortamda yapılmalıdır. Muayene sırasında doktorun makat bölgesini ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektumu da parmakla muayene etmesi gerekir. Bu şekilde ayırıcı tanıda akla gelebilecek diğer hastalıkların varlığı da araştırılır.
Endoskopik muayene:
(Anaskopi-Rektosigmoidoskopi-Kolonoskopi):
Kalın bağırsağın içini örten tabakanın direkt gözle incelenmesine endoskopi denir. Bu işlem sadece makat için yapılırsa anoskopi, rektum ve sigmoid kolon için yapılırsa rektosigmoidoskopi ve tüm kalın bağırsak için yapılırsa kolonoskopi denir.
Dışkıda kan gelmesi şikayeti olan bir hastada ayırıcı tanı için en az rektosigmoidoskopi yapılmalıdır. Aksi takdirde kanamaya neden olabilen diğer hastalıklar gözden kaçabilir. Örneğin, dışkılama sırasında kanamaya neden olan erken evredeki kalın bağırsak kanserinin farkına varılmazsa ve hemoroid hastalığı diye yanlış tedavi edilirse, ileride ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle ayırıcı tanı için mutlaka endoskopik tetkiklerden yararlanılmalıdır.
AYIRICI TANININ ÖNEMİ:
Hemoroid hastalığı hangi hastalıklar ile karışır?
Makattan kan gelmesine neden olan tüm makat ve kalın bağırsak hastalıklarını ayırıcı tanıda düşünmek gerekir.
Birçok rahatsızlık ilk belirti olarak dışkılama sırasında kanama ile ortaya çıkabilir. Kalın bağırsak kanseri (kolon ve rektum kanseri), kalın bağırsak polipleri, hemoroidal hastalık (basur-mayasıl hastalığı), makat ağzında çatlak (anal fissür), iltihaplanma (apse), fistül oluşumu, iltihabi bağırsak hastalığı (Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı), bağırsak sarkması (prolapsus), dışkı kaçırma (inkontinans), kaşıntılı makat hastalığı, irritabıl bağırsak sendromu (spastik kolon), cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve daha bir durum bu bölgeyi etkileyebilir. Ayırıcı tanı çok önemlidir ve uzman bir doktor tarafından yapılmalıdır.
Hemoroidler kansere neden olurlar mı?
Hayır. Hemoroid ve kanser arasında ilişki yoktur. Fakat kanserin belirti ve bulguları hemoroid hastalığının belirtileri ve bulgularına benzer.
Hemoroidlerin belirtileri, kolon ve rektum kanserleri ve diğer sindirim sistemi hastalıklarının belirtilerine benzer. Bu nedenle şikayetler olduğunda önce bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Başkalarının kullandığı ilaçlar veya gelişigüzel, doktor kontrolünde olmadan eczanelerden temin edilen ilaçlar zaman kaybına neden olabilir.
Hemoroidler nasıl tedavi edilir?
Tedavinin doktorun önerileri doğrultusunda yapılması gerekmektedir. Aşağıda, hastalığın tedavisinde kullanılan yöntemlerden kısaca bahsedilmektedir.
TEDAVİ

  • Hastalığın etkilediği bölge (iç-dış hemoroidal hastalık)
  • Hastalığın evresi
  • Şikayetlerin şiddeti göz önüne alınarak tedavi yöntemine karar verilmelidir.

İNTERNAL (İÇ) HEMOROİDLERİN TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER:
Hastaya hemoroidal damarlar ve fonksiyonları hakkında bilgi verilmelidir. Daha sonra hastalığın şiddetine ve evresine göre tedavi yöntemlerinden bahsedilir.
Konservatif (Tutucu) Tedavi:
Hastaya bazı önerilerde bulunulur. Bu konservatif öneriler ile birçok hasta herhangi bir girişime veya ameliyata gerek duymadan iyileşir.

  • Dışkılama alışkanlığının düzenlenmesi:

Düzenli dışkılama alışkanlığı tedavi için önemlidir. Tuvalette uzun zaman oturma (sigara içme, gazete okuma, vb.) ve aşırı ıkınmalardan kaçınma, hemoroidal damarlardaki gerginlik ve basıncı azaltır ve böylece hemoroidlerin makattan dışarı çıkmaları önlenebilir.

  • Hijyenik şartların sağlanması:

Dışkılama sonrası makat bölgesinin tahriş edilmeden temizlenmesi gerekir.

  • Dışarı çıkan hemoroid memelerinin içeriye itilmesi:

Dışkılama sırasında makattan dışarıya doğru çıkan hemoroidal şişliklerin (memelerin-pakelerin) tekrar geri itilmesi gerekir. Aksi takdirde dışarıda kalan hemoroidal memeler ağrı, kanama ve iltihaplanmaya neden olabilir.

  • Diyetin düzenlenmesi:

Yemeklerdeki lifli (posalı) gıda oranlarının artırılması düzenli dışkılama alışkanlığı edinilmesine yardımcı olabilir. Yemeklerdeki meyve-sebzelerin arttırılması ve yemeklerin üzerine kepek tozu eklenmesi dışkılama alışkanlığının düzelmesine yardımcı olabilir. Diğer önemli bir konu da yeterli su içilmesidir. Günde en az 8-10 büyük bardak su içilmesi gerekir. Meyve suyu, kahve ve çay; su yerine geçmez.

  • Oturma banyosu:

Günde birkaç kez, ılık bir suda 10 dakika oturmak semptomları (belirtileri, şikayetleri) azaltır. Oturma banyosundan sonra makat bölgesinin ıslak bırakılmaması ve kuru tutulması gerekir. Bu tedaviye en şiddetli hemoroidlerde bile 2-7 gün içinde ağrı azalır ve makat etrafında ele gelen sert şişlikler 4-6 hafta içinde geriler.

  • Krem-Pomad uygulamaları:

Hemoroid hastalığın tedavisinde kullanılan birçok pomad vardır. Doktorunuz hastalığın durumuna göre size bir pomad tavsiye edebilir.

  • Flebotropik ilaçlar:

Makat bölgesindeki damarların kan akımını kontrol eden ve aşırı şişmesini önleyen, hemoroidal hastalığın kısa zamanda normal hale dönmesini kolaylaştıran ilaçlar vardır. İlaçlar doktor kontrolünde kullanılmalıdır.
Girişimsel Yöntemler:
Konservatif yöntemlere ek olarak erken evre hastalığı olanlarda girişimsel yöntemlerden yararlanılır:

  • Lastik Bant Yöntemi İle Bağlama (Band Ligasyon):

İç hemoroidlerin tedavisinde kullanılır. Dışarı doğru sarkan ve kanayan hemoroid pakelerinde (keselerinde) uygulanır. Hemoroid pakelerinin köklerinden bağlanması oldukça iyi bir yöntemdir. Basit bir uygulamadır ve günübirlik poliklinik şartlarında yapılabilir.Hemoroid ve bant birkaç gün içinde kendiliğinden düşmekte ve yara bir-iki hafta içinde iyileşmektedir. Bu uygulama sonrası bazı hastalarda rahatsızlık hissi ve kanama görülebilmektedir.

  • Isı ile Koagülasyon (İnfrared Koagülasyon):

Makattan dışarıya çıkmayan ve kanama şikayetine neden olan internal (iç) hemoridlerin tedavisinde kullanılmaktadır. Bir ışık kaynağı yardımı ile şikayete neden olan hemoroidal damarların üzerinde ısı uygulaması ile kanama önlenir ve hemoroidal pakelerin küçülmesi sağlanır.
Bu son iki metod ağrısız uygulamalar olup her ikisinin de birbirine üstünlüğü yoktur.
Yukarıdaki her üç uygulamadan sonra hafif, orta derecede bir ağrı olabilir. Bu tedaviler sonrasında tuvalete gitme hissi olabilir. İşlem sonrası ağrı tekrar hissedilebilir. Doktor ağızdan kullanılan ağrı kesici ilaç verebilir. Aspirin kanamayı arttıracağı için ilk bir haftalık sürede kullanılmamalıdır. Bunun yerine etken maddesi asetaminofen veya ibuprofen olan anestezikler (ağrı kesiciler) kullanılabilir.  Lokal etkili anestezik (ağrı giderici) pomadlar da ağrının giderilmesinde yararlı olabilir. İlk oturma banyosu (10-15 dk) rahatlama sağlayabilir.
Bu üç tedavi yöntemi ile her seferinde bir veya iki hemoroidal damar tedavi edilir. 3-5 hafta aralıklarla birkaç kez daha aynı işlemin yapılması gerekebilir.
Ameliyat ile tedavi:
Kanamaya neden olan ve makattan dışarı sarkan pakeler cerrahi işlem ile çıkarılır veya makat içinde tespit edilirler. Uzun süreli ve konservatif yöntemlere cevap vermeyen hemoroid hastalığının tedavisinde en iyi yöntemdir. Ameliyat ile şikayetlere neden olan hastalıklı hemoroid pakesinin çıkarılması işlemidir. Hemoroidektomi, anestezi (narkoz) ve hastanede yatmayı gerektirebilir.
Bu amaçla hemoroid pakelerinin açık veya kapalı bir cerrahi yöntemle çıkarılması yapılabileceği gibi stapler adı verilen özel bir cihazla da yapılabilir.
Hemoroid tedavisinde “lazer”in yeri:
Hemoroid tedavisinde lazerin kullanımının bir yararı yoktur. Aksine maliyeti arttırma gibi bir dezavantajı mevcuttur. Tıpta lazer beyin ve göz hastalıklarının tedavisinde başarılı olarak kullanılmaktadır. Aslında lazer ile hemoroid tedavisi pek yapılmamaktadır. Halk arasında lazer olarak bilinen hemoroid tedavisi aslında ısı (infared koagülasyon) tedavisidir.
EKSTERNAL TROMBOZE HEMOROİDLERİN TEDAVİSİ (İçi Pıhtı İle Dolu Dış Hemoroid):
Tromboze (kan pıhtısı); eksternal (dış) hemoroid, anüs (makat) kenarında bulunan hemoroid pakelerinden birinin veya birkaçının içinde pıhtı birikimi ile olur. Bunlar anüs etrafında cilt altında mavi renkli kabarıklar olarak görülür ve elle hissedilebilir. Genellikle orta derecede ağrı, şiddetli ağrı, kaşınma ve rahatsızlık hissine neden olabilir.
TEDAVİ:
Hastanın şiddetli ağrı şikayeti var ise hemoroid pakesinin içindeki pıhtıyı boşaltmak gerekir. Bu nedenle lokal anestezi altında hemoroid pakesi üzerindeki deri kesilip içindeki pıhtı çıkarılmalıdır.Yara açık bırakılabileceği gibi bir dikiş ile de kapatılabilir. Yapılan pansuman ile kanama ve dışarı akıntı önlenir.
TEDAVİ SONRASI BELİRTİLER VE KORUNMA:
Lokal anestezi sonrası ağrı tekrar hissedilebilir. Doktor ağızdan ağrı kesici bir ilaç verebilir. Aspirin kanamayı arttıracağı için ilk bir haftalık sürede kullanılmamalıdır. Bunun yerine etken maddesi asetaminofen veya ibuprofen olan analjezikler (ağrı kesici) kullanılabilir. Lokal etkili anestezik (ağrı kesici) pomadlar da ağrının giderilmesinde faydalı olabilir. Hastanın, günün geri kalan bölümünü dinlenerek geçirmesi uygundur. Aşırı aktivite, şikayetleri artırabilir. Yapılan cerrahi müdahale sonrası, bir miktar kanama normaldir. 12-24 saat sonra pansuman açılır ve ılık oturma banyosu yapılır. Eğer pansumanı kaldırmak ağrılı oluyorsa pansuman ılık oturmadan sonra açılır. Eğer yarada hala kanama varsa bir pansuman ile kapatılır ya da doktora müracaat edilir. Ilık oturma banyosu günde iki kere 10’ar dakika yeterlidir. Oturma banyosu sonrasında makat etrafını iyice kurutmak gerekir. Havlu veya saç kurutma makinesi kullanılabilir. Fakat bu bölgenin aşırı sıcağa maruz kalmamasına dikkat edilmelidir.
Yaranın iyileşmesi 2-4 haftada olur. Kaşıntı, az miktarda kanama veya akıntı çok fazla değilse dikkate alınmaz. Anal bölge temizliği (hijyeni) önemlidir. Her dışkılama sonrası temizlenmesi gerekmektedir. 7-14 gün sonra yaranın kontrolü için muayene olmak gerekir.
CERRAHİ TEDAVİNİN RİSK VE YAN ETKİLERİ (KOMPLİKASYONLAR):
Hemoroid hastalığında cerrahi tedavi güvenle yapılabilir. Fakat ender de olsa bazı riskler ve komplikasyonlar görülebilir.

  • Yara yerindeniltihabi akıntı olması
  • Kanama ameliyat sırasında veya sonrasında olabilir. Bu kanamaya bağlı tekrar ameliyat gerekebilir.
  • Ender olarak ameliyat sonrasında anal kanalda (makat) darlık oluşabilir. Bu durumda hastanın dışkılama zorluğu gözlenir.
  • Ameliyat sonrası dışkılama alışkanlığında değişiklik ve dışkı kontrol mekanizmalarında bozulma olabilir. Zaman içinde düzelme gözlenir.
  • Hemoroid hastalığı cerrahi tedaviden sonra tekrarlayabilir. Tekrarlanmaması için yüksek lifli diyet tercih edilmelidir.
  • Ayrıca anesteziye ait bazı risk ve komplikasyonlar da görülebilir. Bunlar anestezi doktoru ile konuşularak öğrenilebilir.

NELERE DİKKAT EDİLMELİ?
Aşağıdaki sorunlardan biri olduğunda doktora başvurulması gerekir.

  • Ağrı kesicilere rağmen geçmeyen ağrı
  • Tedavi sonrası artan ağrı
  • Ateş, üşüme, titreme
  • Yara yerinden iltihabi akıntı (cerahat içeren akıntı)
  • Pansuman yapılmasına rağmen durmayan kanama
  • İdrar yapmada zorluk
  • 3 gün üst üste dışkılama olmaması
  • İshal (diyare): 24 saat içinde 3 den fazla sulu dışkılama
  • Bulantı, kusma

Hemoroidal Hastalığa Ait Şikayetler Nasıl Azaltılabilir?

  • Kabızlığın önlenmesi
  • Bol miktarda posalı (lifli) gıda almak
  • Bol su içmek (günde 8-10 bardak)
  • Dışkılama ihtiyacı hissedildiğinde, ertelemeden dışkılamak. Ertelenmesi ıkınmaya neden olabilir.
  • Tuvalette çok zaman harcamamak. Uzun süre oturma ve ıkınma, şikayetleri arttırır.
  • Düzenli fiziksel aktivite sindirime yardımcı olur.
  • Tuvalet sonrası anal bölge (makat) temizliğine dikkat etmek. Aşırı temizleme oradaki deriyi tahriş eder. Bu bölgenin nemli ıslak kalmamasına dikkat etmek.

Kolon Ve Rektum Cerrahı Kimdir?
Kolorektal Cerrah; genel cerrahi üzerine anüs(makat), kolon ve rektum (kalın bağırsak) cerrahisi eğitimi almış doktorlara (cerrahlara) verilen isimdir.
Kolorektal cerrah, kolon ve rektum (kalın bağırsak) ve anüsün iyi huylu (hemoroid, apse, fıstül, fissür, vs. gibi) ve kötü huylu (kanser) hastalıklarının tanı ve tedavisi ile ilgilenmektedir.

KASIK FITIKLARI

Cerrahi kliniklerinde en sık tedavi edilen hastalıklardan birini kasık fıtıkları oluşturur. Bu sıklığına rağmen fıtığın tüm hekimler tarafından kabul gören bir tanımlaması yoktur.Bu yüzden tedavisinde de farklı görüşler ileri sürülmektedir.
Karın duvarı ve kasık fıtıkları genellikle karın içi doku ve organların,duvardaki zayıf bir noktadan karın boşluğu dışına çıkması şeklinde tanımlanmaktadır.Fıtıkta,karın içi, organlarının karın dışına çıkmaları için,karın duvarını oluşturan destek dokularının belirli bir bölgesinde gevşeme zorunludur.Karın dışına çıkan bu organlar fıtığın muhtevasını meydana getirir.Bu organlar omentum denilen içyağı,ince ve kalın barsaklar,mesane,bayanlarda yumurtalık,apendiks,Meckel divertikülü denilen oluşum v.s. gibi farklılıklar gösterebilir.Ancak fıtık demek mutlaka fıtık kesesi içnde karın içi organları bulunacak anlamına da gelmez,zira fıtık hastaları sırtüstü yattığı zaman fıtık kesesi içndeki organlar karın içine geri kaçar ama kasık duvarındaki bozukluk ve fıtık kesesi aynen sebat eder.
Erkek bebeklerde henüz anne rahmi içindeyken 26. ile 40. haftalar arasında testisler yani yumurtalıklar torbaya göç ederken karın boşluğunu kasık kanalı vasıtasıyla terk ederler.Bu sırada testisle beraber torbaya ilerleyen karın zarı uzantısı normalde doğum öncesinde kapanır.İşte bu kapanma tam olmazsa fıtık,hidrosel yani torbada su toplanması gibi hastalıklar meydana gelir.Çocuk fıtıkları bu mekanizma ile yani doğuştan oluşur.Keza bebekler ve çocuklarda görülen torbada su top*lanması bu şekilde oluşur.

Fıtğın toplumda görülme sıklığı ortalama %5 dolayındadır.Erkeklerde kadınlara nazaran 12 kat fazla görülür.Ancak bu rakamlar kesin değildir,fıtığın gerçek sıklığını tespit etmek pek mümkün değildir.Kasık fıtıkları genellik le %60 sağ kasıkta,%30 sol kasıkta,%10 her iki kasıkta ortaya çıkmaktadır.
Kaısk fıtıkları doğuştan veya sonradan olabilir.Yeni doğanlarda ve gençlerde görülen kasık fıtıkları doğuştandır.Yetişkinlerde ise kasık fıtıkları sonradan oluşmaktadır.Sürekli ağır yük kaldırma,inatçı ve devamlı öksürük,ıkınarak dışkılama,müzmin kabızlık,prostat büyümesi,kalın barsak kanseri,tekrarlayan gebelikler,ileri derecede büyümüş dalak ,alt karın bölgesinde yapılan ameliyatlar yetişkinlerde kasık fıtkları sebepleri arasındadır.
Bu makalede kadınlarda oldukça fazla görülen ve femoral fıtık denilen olgudan fazlaca bahsedilmeyecektir.Bu fıtık tipi de kasık fıtıkları adı altında mütalaa edilebilir,tedavi prensipleri kasık fıtıkları ile benzerdir.Keza yine fıtık başlığı altında incelenmesi gereken göbek fıtığı ve ameliyat yarası fıtığından bahsedilmeyecektir.Zira bunların her birini ayrı ayrı yazmak bile sayfalar tutabilir.

Kasık fıtıklarının çoğu kasıkta şişlik oluncaya kadar belirti vermeyebilir.Bazı hastalar kasıkta ağrıdan,torbaya doğru inen basınç hissinden,kasıktaki huzursuzluktan yakınırlar.En belirgin bulgu kasıkta bir şişlik çıkmasıdır.Şişlik,öksürmekle,ıkınmakla,yürümekle,ağır yük kaldırmakla artar,sırt üstü yatınca içeri girer.Zaten fıtığın içeri girmemesi fıtığın boğulduğu yani aciliyet kazandığı anlamına gelir,acil müdahale gerektirir.Kadınlarda da fıtık muayenesi erkeklerde olduğu gibi ayakta yapılır.Öksürme ve ıkınma hareketi yaptırılan kadında şişliğin cinsel organın büyük dudağına inip inmediği kontrol edilir.

Çocuklarda ve bebeklerde fıtık muayenesi yanıltıcı sonuçlar verebilir.Ailenin verdiği bilgi hekimi yanıltabilir,Böyle durumlarda çocuk sık sık muayeneye çağırılır.Keza çocuklarda fıtık ve torbada su toplanması sıklıkla beraber olup aynı ameliyat seansında tedavi edilirler.

Kasık bölgesindeki kas ya da kemik menşeli ağrılar,yağ bezeleri ,lenf bezeleri fıtık ile karışabilirler.Ayırım bazen zor olabilir.Bu ayırımı yapmak için ultrason,tomografi,MR gibi tetkiklerden yarar lanılabilir.Aynı amaçla kasık bölgesinin ilaçlı filmi çekilir,ülkemizde hangi hastanede çekildiği hakkında net bir fikrim yok.

Kasık fıtığının en korkulan yan etkisi yukarıda da bahsettiğim gibi fıtığın içeri girmemesidir.Fıtık kesesi içnde omentum denilen iç yağı,ince veya kalın barsak sıkışabilir.Sıkışma ilerledikçe sıkışan organın kan akımı bozulur,organ gangrene kadar gidebilir.Barsak tıkanması tablosu oluşabilir.Hastada kanda akyuvar artışı,ateş,bulantı-kusma,gaz ve dışkı çıkaramama gibi belirtiler ortaya çıkar.Hasta erken devrede müracaat ederse cerrah sıkışmış olan fıtığı içeriye atmaya çalışır,başarılı olamazsa yani sıkışmış fıtık muhtevası içeri girmezse acil ameliyat gerekir.

Kasık fıtıklar teşhis edildikten sonra ameliyat edilirler.Ameliyat açık,kapalı,yamalı veya yamasız yöntemlerle yapılmaktadır.Her yöntemin kendine göre avantajları,dezavantajları vardır.Tıpta fıtık ve tedavisi kadar üzerinde tartışılan başka bir konu galiba yoktur.Bu bile bize fıtığın ve tedavisinin hala tam standardize olamadığını gösterir.Saymadım ama herhalde fıtık tedavisinde kullanılan 50-6- çeşit ameliyat yöntemi olabilir.

Fıtık ameliyatlarından sonra görülen problemler:
1)Fıtığın nüksetmesi yani tekrar çıkmasıdır.Bu oran %0 ile %30 arasında değişir.Nüksler genellikle ameliyattan 2 ile 3 yıl sonra ortaya çıkmaktadır.
2)Yara yeri enfeksiyonu.Daha ziyade yamalı fıtık ameliyatlarından sonra ortaya çıkar,görülme sıklığı%1-5 arasında değişir.
3)Ağrı:Fıtık ameliyatı olan kişilerin yaklaşık %5inde ameliyat yarası ve civarında kalıcı ağrı olur.Muhtelif sebepleri olup tamamen teknik bir konudur.
4)Erkeklerde yumurtalıkların zarar görmesi.Bu zarar 6 haftaya kadar uzayabilir,aktif tedavi gerekir.Zarar fazla ise 6 ay ile 12 ay arasında yumurtalık tamamen erir ve ortadan kaybolur.
5)Kanama:Kanama ameliyat yarasında,torba içinde olabilir.Erken fark edilen kanamalar ameliyathane şartlarında boşaltılır.
6)Ameliyat sahasında ince ve kalın barsak yaralanmaları.
Kısaca çocuk fıtığından bahsetmek gerekirse benzer problemler aynen çocuklarda da ortaya çıkabilir.Ancak usulüne uygun ve dikkatli yapılırsa çocuk fıtıklarında ameliyattan sonra nüks yok denilecek kadar azdır.

KIL DÖNMESİ(PİLONİDAL SİNÜS)

İlk defa 1880 senesinde Hodges Latince kıl anlamına gelen pilus ve yuva anlamına gelen nidus kelimelerini birleştirerek pilo-nidal kelimesini kullanmıştır.
Hastalık erkeklerde kadınlara nazaran 3-4 misli fazla görülür.Hastalık 15-35 yaşları arasında görülebilirse de en çok 17-25 yaşları arasında görülür.45 yaşından sonra görülmesi oldukça nadirdir.
Önceleri hastalığın doğuştan olduğu kabul edilirdi.sonra bugörüş terk edildi. Zira küçük çocuklarda görülen sakrokoksigeal sinüs hiçkıl içermez,bu sebeple gerçek bir kıldönmesi olarak kabul edilemez. Keza berberlerde parmak aralarında,meme kanallarında,peniste,koltuk altında ve pubiste kıl dönmesi vakaları rapor edilmiştir.
Tüm bu bilgiler ışığında kıl dönmesinin sonradan yani edinsel olduğu kabul edilir.Bu hususta da birkaç farklı görüş vardır. Bunlardan biri omuz ve enseden düşen kılların bilhassa kuyruk sokumu dar ve derin kimselerde bu bölgede birikmesi,kalçanın ritmik hareketleri ile giderek derine batması,böylece cilt altında birikerek hastalığı oluşturmasıdır.bu görüşü savunanlara göre kıllar çam ağacı şeklinde olup yan uzantıları vardır.Bir kere cide girince artık çıkması imkansızdır,ok gibi giderek derinlere doğru ilerler.

Diğer görüşe göre;kıl folikülleri keratin adlı bir tıkaç ile tıkanır,delinir,patlar,iltihaplanır,iltihap cilt altına doğru yayılır,böylece hastalık meydana gelir.Bugörüşü destekleyen olgu ameliyat edilen hastaların %50sinde çıkartılan parça içinde kıllara rastlanmaz.Bu yazdıklarım tamamen teorik bilgiler olup okuru ilgilendiren hastalığın belirti ve tedavisidir.

Hastalık 3 şekilde karşımıza çıkar:
1)Sinüs absesi:kuyruk sokumunda kızarıklık,ağrı,şişlik olur.Böyle durmlarda ılık kompres uygulaması yapılır,uygun bir antibiyotik verilir ve orta hattın yanından yapılan bir kesi ile abse boşaltılır.
2)Pilonidal hastalık
3)Tekrarlayan pilonidal hastalık

Bizi daha ziyade 2. ve 3. şıklar ilgilendirir.Zira bazı hastalarda absenin boşaltılmasını takiben hastalık bir daha hiç görülmeyebilir.Böyle hastalarda başka bir cerrahi girişime gerek yoktur.
Pilonidal hastalık ise farklı şekillerde karşımıza çıkabilir.Bazı hastalarda kuyruk sokumunda hastalık bir gamze şeklinde olup hiçbir şikayete sebep olmaz,o bölgenin temiz tutulması ile tümden gerileyebilir.
Cerrahiyi ilgilendiren durum kuyruk sokumunda devamlı bir deliğin olması,buradan kanlı-irinli akıntı olması yani hastalığın müzmin bir hal almasıdır.

Hastalığın başlıca 2 tedavisiğ vardır:
1)Tıbbi tedavi:Bu tedavide delikten fenol denilen bir madde zerkedilir,böylece cilt altında mikropsuz bir abse oluşturulur.Bu işlem birkaç kez tekrarlanabilir.Ancak bazen cerrahi girişim gerektirecek boyutta abse olabilir.Tedavinin başarı şansı %60-80 arasında olup ortalama 40-50 günde iyileşir,poliklinik şartlarında ayaktan yapılır,hastanede yatmayı gerektirmez
2)Cerrahi tedavi:Bu hastalığın tedavisinde muhtelif ameliyat teknikleri kullanılmaktadır.Kullanılan metoda bağlı olarak ameliyattan sonra %4 ile %29 arasında nüks edebilir.Nüksün en önemli sebepleri ameliyat yarasında iltihap gelişmesi ve ameliyat yarasının orta hatta gelmesidir.Yani her ne ameliyat yapılırsa yapılsın mümkünse ameliyat yarası orta hatta gelmemelidir.Hekim tarafından ameliyattan sonra hastaya hastalığın nüksünü önlemek için gerekli açıklamalar yapılır.
Pilonidal hastalık tedavi edilmezse çok nadir de olsa cilt kanseri gelişebilir.Gelişen bu cilt kanseri oldukça saldırgan davranabilir.

MEME AĞRISI VE MEME AKINTISI

Mastalji ya da mastodini meme ağrısı demektir. Meme ya da genel cerrahi polikliniklerine memesinden şikayetle başvuran hastaların yarısına yakınının nedeni meme ağrısıdır.
Adet gören kadınların önemli bölümünde adetine birkaç gün kala bir ya da her iki memesinde ağrı, sancı, dolgunluk gibi şikayatler olup bu şikayetler bayan regl olunca geriler veyahut ta artarak devam eder. İşte her adet öncesi olabilecek butip şikayetlere siklik yani döngüsel mastalji adı verilir, genellikle 33-45 yaşları arasında belirgindir. Genelde her iki memeyi ilgilendirir. Bazen tek memede, bazen de dönüşümlü olarak sırayla her iki memede olabilir. Genellikle meopozda kaybolur. Menopoza bağlı şikayetler için hormon ialçları alan bayanlarda tekrar çıkabilir.
Diğer tip meme ağrısı ise tamamen regl döneminden bağımsız olup regl bittikten sonra da devam edebilir,buna da non-siklik yani döngüsel olmayan mastalji denir. Genellikle 40 yaşından sonra görülür.Sebepleri memeye ait ya da meme dışı olabilir. Meme dışı sebepler göğüs kafesi hastalıkları, boyun fıtığı, mide-barsak hastalıklar, kalp hastalıkları, aort hastalıkları gibi çok çeşitli olabilir. Bu tip meme ağrısı ise aynı taraf koltuk altı ve kola yayılabilir.
Memesinde ağrı olan bayanlarda kanser olma ihtimali %1-9 arasındadır. Ancak bu çok düşük orana rağmen 35 yaşı altıdaki bayanlarda meme ultrasonu, 35 yaşın üzerindeki bayanlarda meme ultrasonu ve mamografi çektirmek söz konusu olabilir.
Meme ağrısı tedavisi için bugüne kadar oldukça fazla tedaviler denenmiştir. Bu yöntemler: diyette tuz kısıtlaması, kadınlık ve erkeklik hormonları, çuha çiçeği yağı, bazı vitaminler, kafeinli içecekleri az tüketme (kahve, kola, çay, kakao gibi), az yağlı gıda ile beslenme, spor yapma, çocuk doğurma, daimi sutyen takma ve ilaçlar.
Ancak bu tedavi yöntemleri için hekimler arasında bir fikir birliği yoktur. Yani bu yöntemlerin faydalı olduğunu söyleyenler olduğu gibi bu yöntemlerin hiçbir faydası olmadığını iddia edelre de vardır. Üstelik ağrı tedavisinde kullanılan ilaçların da hatırı sayılır yan tesirleri vardir.Bugün itibari ile meme ağrısının ideal tedavisi maalesef henüz yoktur.

MEME AKINTISI
Yine bayanları korkutan şikayetlerden biri Loğusa dönemi dışında bir veya iki memesinden akıntı gelmesidir. Normal şartlarda yeni adet gören kız çocuklarında 2 hafta kadar sürebilen akıntı, yeni doğan bebeklerde yine 2 hafta kadar sürebilen meme akıntısı, menopoz başlangıcında grimsi kıvamlı akıntı, bazı ialçları kullanan kadınlarda, keza 5 seneden fazla doğum-kontrol hapı kullanan bayanlarda bir hastalığa delalet etmeden akıntı olabilir.
Ayrıca memelerin sıkılması, oğulması, sağılması memeden akıntıya sebebiyet verebilir.
Meme akıntısı;
a)kendiliğinden ise
b)tek memeden ise
c)meme başında tek delikten ise ancak bu şartlar altında bir hastalığa işaret edebilir.
Meme akıntısının %42sinden süt kanalı genişlemesi,%42sinden süt kanalı içindeki papillom denilen şişlik, %12 sinden ise meme kanseri sorumludur.
Memesinde akıntı olan hastalarda 35 yaşın altında meme ultrasonu,35 yaşın üzerinde mamografi ve meme ultrasonu,varsa süt kanalları grafisi çekilir. Ele gelen bir kitle veya süt kanalı varsa cerrahi olarak çıkarılır. Akıntı meme başında birden fazla delikten geliyorsa hasta izlemeye alınır.

MEME KANSERİ

Meme kanseri meme hücrelerinde başlayan kanser türüdür. Akciğer kanserinden sonra, dünyada görülme sıklığı en yüksek olan kanser türüdür. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı bildirilmektedir. Erkeklerde de görülmekle beraber, kadın vakaları erkek vakalarından 100 kat fazladır. 1970'lerden bu yana meme kanserinin görülme sıklığında artış yaşanmaktadır ve bu artışa modern, Batılı yaşam tarzı sebep olarak gösterilmektedir. Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde görülme sıklığı, dünyanın diğer bölgelerinde görülme sıklığından daha fazladır.
Meme kanseri, yayılmadan önce, erken tespit edilirse, hasta %96 yaşam şansına sahiptir. Her yıl 44000'de bir kadın meme kanserinden ölmektedir.

Meme kanserine karşı en iyi koruyucu yöntem erken teşhisdir.
Meme kanserinin birçok tipi vardır. En sık rastlanan duktal karsinoma, memenin süt kanallarında başlar. Meme kanseri memenin dışına yayıldığında koltuk altındaki lenfatik nodüller en sık görülen yayılım yerleridir. Kanser hücreleri memenin diğer Lenf Nodlarına, Kemiğe, Karaciğer ve Akciğere yayılabilir. Her kadın meme kanseri gelişme riskine sahiptir. Gerçekte meme kanseri gelişen kadınların çoğunda risk faktörleri belli değildir.

Meme kanseri riskini arttıran faktörler
• 50 yaş üzerinde olunması
• Yakın akrabalardan biri meme kanseriyse, (anne veya kız kardeş meme kanseri ise, 2-3 kat daha fazla)
• Daha önceden diğer memede kanser tespit edilmiş olması
• Adet görmeye 12 yaşından önce başlamış olması
• Hiç gebe kalmamış olması
• Adet görmesi 50 yaşından sonra da devam ediyor olması
Araştırmalar, meme hücreleri içerisinde, meme kanser riskini artıran bazı genler olduğunu göstermektedirler. Genetik değişiklikler, aileden (herediter) olabilir veya hayat boyu gelişebilirler. Meme kanseri genellikle tek bir hücrede başlar. Günümüzde meme kanserinin nedeni ve nasıl gelişim göstereceği tam olarak bilinmemektedir.
Meme kanseri kompleks bir hastalıktır. Her vaka birbirinin aynısı değildir. Meme kanserinin içinde bulunduğu evreye "stage" denir. Gerçek stage'in bilinmesi, doktorun tedavi planını yapmasını sağlayacaktır.
• İnsan, yaşamında meme kanserine sebep olacak herhangi bir yanlış yapmamış olsa da bu hastalığa yakalanabilir.
• Meme kanseri bulaşıcı değildir, başka bir hastadan bulaşmaz.
• Meme kanseri, stresle veya memeye travmayla (darbeyle) meydana gelmez.
• Meme kanseri gelişen çoğu kadının risk faktörü veya ailesinde hastalığa ait bir hikâye yoktur.

Tanı

Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre değişkenlik gösterir. Bu faktörlerin arasında yaş ilk sırada gelmektedir. Genç yaşlarda görülebilmesine karşın, ileri yaş gruplarında bu risk artar. Bu nedenle ileri yaş gruplarında erken tanı konması için alınması gereken önlemler, erken yaş gruplarından daha farklıdır.
Yirmi yaş grubu, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidir. Bu kontrol sırasında meme dokusunda farklılık olup olmadığı araştırılır. Şişkinlik, yumru benzeri bir değişiklik saptanırsa derhal bir hekime başvurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa da, üç yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmelidirler. Kırk yaş grubu, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca her yıl veya en az iki yıl arayla mamografi çektirmeleri gereklidir. Elli yaş grubu, kadınlar kendilerinin periyodik muayenelerine ve her yıl bir defa hekim muayenesine devam etmeli ve her yıl mamografi (meme filmi) çektirmelidir.
Kendi kendini kontrollerde on beş günü aşkın sürede ele gelen sertlik veya kitle, deride kalınlaşma, şişme, renk değişikliği, meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması, memede veya meme başında içeri doğru çekinti, meme şeklinde değişiklik, meme başlarının pozisyonlarında değişiklik ve meme başında akıntı gibi belirtiler derhal doktor kontrolü gerektirmektedir. Hekim muayenesi sonucu yapılacak mamografi taramasının ardından ultrason, İnce iğne aspirasyon biyopsisi ve normal biyopsi tetkikleriyle kesin tanı konulur.

Evreleri ve tedavi

• Evre 1: Tümör 20 mm. ve daha küçüktür. Bu durumda kanser lenf bezlerine sıçramamıştır. Tedavide meme koruyucu yöntemle lenf bezlerinin alınmasından sonra radyasyon tedavisi uygulanır. Desteklemek için kemoterapi ve/veya hormonoterapi eklenir. Bir diğer uygulama da mastektomi yönetmidir. Bu yöntemde kanserli göğüs alınarak koltuk altı lenf bezleri çıkarılır.
• Evre 2-A: Tümörün 20 - 50 mm. arasında olup, lenf bezlerine sıçramamış halidir.
• Evre 2-B: Tümörün 2-A evresindeki gibi bir boyut aralığında olup (50 mm. den büyük olabilir), koltuk altı lenf bezlerine sıçramamış halidir.
• Evre 2: Evre 1 ile aynı tedavi yöntemi uygulanmakla birlikte, eğer tümör aşırı büyümüş ya da lenf bezlerine sıçramışsa kemoterapi, hormonoterapi ve radyasyon tedavisi tamamlayıcı olarak önerilir.
• Evre 3-A: Tümör koltuk altı lenf bezlerine ve göğüs dışı dokulara sıçramış durumdadır ve bu halde mastektomi yöntemiyle tedavi yoluna gidilir. Cerrahi müdahaleden sonra kemoterapi ve hormon tedavisi uygulanır.
• Evre 3-B: Bu aşamada tümörün boyutu dikkate alınmaz; tümör göğüs duvarına bağlıdır ve lenf bezlerine sıçramıştır. "Neoadjuvant" adı verilen tümörün boyunun küçültülmesi amaçlı kemoterapi uygulanmasının ardından tümörün boyunun küçülmesinden sonra lampektomi veya mastektomi yapılır.
• Evre 4: Bu aşamada kanser göğüs dışındaki vücut bölümlerine yayılmıştır. Bu evre tedavisinde hastanın yaşam süresini artırmak ve yaşam kalitesini yüksek düzeyde tutmak hedeflenir. Kemoterapi ve hormonoterapi yapılır. Hasta şikayetlerine bağlı olarak mastektomi de uygulanabilir.
Mastektomi uygulamaları sonrasında alınan memenin yerine, plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması ameliyatları söz konusu olabilmektedir.

MEMENİN İYİ HUYLU TÜMÖRLERİ

Bu tip hastalıklara, memede kanser dışı kitle yapan nedenler de diyebiliriz. Bunlar memenin kötü huylu hastalıklarından daha çok bulunurlar. Bu grup hastalıklarda az veya çok bir grup hücrenin çoğalmasında artış ve kanserle karışabilecek fizik muayene bulgularının olması önemlerini artırmaktadır.
Kistik Hastalık:
Hastalık yakınmaları, memede ağrı, kitleler ve dolgunlukla karakterizedir. Hastaların daha önce hiçbir yakınması olmadığı halde birden memesinde veya memelerinde kitle saptamaları karakteristiktir. Bu arada ağrı ve duyarlılık olabilir veya olmayabilir. Hastalar bu durumu daha çok adet döneminden önce fark ederler.
Kistin yaptığı kitle birkaç gün içerisinde birden artar ve yakınmalara neden olduktan sonra kendiliğinden küçülür ve hatta kaybolabilir. Dikkatli hastaların çoğu bu durumun farkındadırlar.
Meme kistlerinin tedavisi sorun çıkarmaz. Ya içlerindeki sıvı bir enjektörle alınacak ve kaybolacaktır veya küçük cerrahi girişimle çıkarılacaktır. Önemli olan meme kanseri ile ilgilerinin olup olmadığı ve varsa kistik hastalıklı bir kadının nasıl izleneceğidir. Bu hastalığa meme kanserinin de çok görüldüğü 35-50 yaşları arasında rastlanmaktadır. Kistik hastalık menapozda birden azalır veya kaybolur; buna karşılık kanser yaşın ilerlemesiyle sıklığını artırır. Kistik hastalıklı kadınlar risk grubuna alınmalı ve dikkatle izlenmelidir.
Çay ve kahveden kaçınmak ve E vitamini almak semptomları azaltabilir.
Fibro kistik hastalığın patalojik varyantı olan atipik duktal hiperplazi de ise kanser gelişmesi riski belirgin olarak yüksektir. Bu tanıyı alan hastalar 6 ayda bir muayene olmalı ve yılda bir mammografi yaptırmalıdırlar.
Fibroadenoma:
Genç kadınların hastalığıdır. Ergenlikten hemen sonra ve yirmibeş yaşın altında en çok rastlanır. Fakat azalan sıklıkla menapoza kadar ve hatta seyrek olarak menapozdan sonra da görülür. Fibroadenomlar hamilelikte büyür ve yaş ilerledikçe küçülme eğilimindedir. Genellikle tektir. Çok hızlı büyüyüp tüm memeyi saran tipleri olduğu gibi yavaş ilerleyen tipleri de vardır. Tedavi cerrahi yoldan sadece kitlenin çııkartılması şeklindedir.
Fibroadenom, çok nadiren kanser içerir ve asla kanserleşmez. Fibroadenomda kanser %0.1 oranında görülür. (kansere dönüşüm olmaz)
Cystosarkoma Pyllodes:
Fibroadenomalara çok benzerler. Arasındaki fark bunun çok daha büyük olması ve cerrahi girişim sonrası tekrar oranlarının yüksek olmasıdır. Tedavide önerilen yol tümörün etrafındaki sağlam dokuyla birlikte lokal olarak çıkarılmasıdır.
Duktus Ektazisi:
Meme kanseri ile karışabilir. Klinikte yakınmaya neden olduğuna az rastlanır. Bu hastalıkta ilk yakınma meme başı akıntısıdır. İnce veya koyu kıvamda, kanlı veya kansız, şeffaf olabilir ve kendiliğinden arada bir gelir. Duktus duvarı etrafında gelişen iltihabı reaksiyon sonucu gelişen granülasyon dokusu nedeniyle memede kitle oluşabilir ve en çok bu dönem muayene bulguları kanser ile karışmaktadır.
Kesin tanı histolojik inceleme ile koyulmaktadır. Tedavi lokal eksizyondur.
Yağ Nekrozu:          
Memelerin şekli ve yerleşimleri itibariyle meme derisi altındaki yüzeysel yağ kitlesi travmaya uğramaya müsaittir. Çoğu zaman herhangi bir yaralanma söz konusu değildir veya basit bir morarma ile geçiştirilir fakat seyrekte olsa yağ nekrozu da oluşabilir. Bu hastalığın önemi meme kanserini taklit edebilmesi ve diğer bir takım vakalarda da kanseri gizleyebilmesidir.
Hastaları hekime getiren başlıca neden kitledir. Bunun yanında diğer yakınmalar meme derisinde morarma ağrı, duyarlılık ve kırmızılıktır. Bu hastalar genellikle orta yaşlıdır ve çoğu bir travma öyküsü anlatır.
Tedavi, lokal olarak çıkarılmasıdır. Hastalığın memede kitle yapan nedenler arasında az görülmesi ve bulguların kanserdekilere benzemesi, hem kesin tanı hemde tedavi için cerrahi girişimi ön plana geçirir.
Adenozis:
Nedenleri hakkında kesin bir bilgi bulunmaktadır. 30-50 yaşları arasında görülür. Oral kontraseptifler ve östrojenler etyolojide suçlanmaktadır. Sert ve sınırları belirsiz kitleler olarak ortaya çıkarlar, deri çekintisi yapmazlar. Tedavide lokal olarak çıkarılması yeterlidir.



KOLON (KALIN BAĞIRSAK) KANSERİ
Tıp ve teknoloji gelişimiyle tümör hastalıkları daha iyi bilinmektedir. Sindirim sisteminin son kısmı olan kalın bağırsakta aşırı çoğalma gösteren, çevre dokulara ve uzak organlara yayılma özelliği gösteren, kötü huylu tümöre kolon kanseri denir.  Polipler barsak duvarından kabarık olarak gözlenen kitlelerdir. Bu polipler zamanla büyüyerek barsak duvarına veya diğer organlara yayılım gösterebilen kanser dokusu haline gelebilirler.
Yaklaşık 1,5 metre uzunluğundaki kolonun son kısmı olan rektumda depolanan dışkı, anüs (makat) yoluyla dışarı atılır.


KALIN BARSAK KANSERİNİN GÖRÜLME SIKLIĞI
Batı toplumlarında kolon kanseri en yaygın görülen kanser türüdür. Sağlık Bakanlığı’nın kanser türlerinin görülme sıklığının dağılımı incelendiğinde; kalın barsak kanserleri ikinci sırada yer almaktadır.

RİSK GRUPLARI
Yaş ve aile hikâyesi en önemli risk faktörüdür. Kalın barsak kanseri herhangi bir yaşta ortaya çıksa bile hastaların %90’ından fazlası 40 yaşın üzerinde olan kişilerdir. Bu yaştan sonra risk artar.
Ailede (birinci ve ikinci derecede akrabalar) ve /veya kendisinde;
-Kalın bağırsak kanseri hikâyesi,
- Kalın bağırsak polipi hikâyesi olması
-Meme, yumurtalık ve rahim kanseri olanlar,
-50 yaş üzerindeki bireyler

KOLON KANSERİNİN BELİRTİLERİ

Makattan kanama, açıklanamayan kansızlık/solukluk, barsak alışkanlıklarında değişiklik, kabızlık-ishal, barsak tıkanıklığı ve açıklanamayan kilo kaybı önde gelen belirtilerdir.

TEŞHİS
En kolay test dışkıda gizli kan taramaktır. Ucuz ve çok kolaydır ancak kanserlerin sadece %50’si belirlenebilecek kadar kanarlar.
En değerli yöntem kuşkusuz kolonoskopidir. Tümör bağırsağın içine doğru büyüdüğünden tespiti kolay olur. Diğer etkili yöntem ise barsak filmidir.

TEDAVİ
Kolorektal kanser tanısı almış uygun hastaların cerrahi tedaviye ihtiyaçları vardır. Cerrahi yöntemlerle kanser bulunduğu yerden çıkarılır. Kemoterapi ve radyoterapi ise cerrahi tedaviye ek olarak kullanılır.
Eğer kanser erken tanı konur ve tedavi edilirse, hastaların %80-90’ı sağlığına kavuşur. Tanı geç evrelerde konursa tam iyileşme şansı düşer.

KALIN BARSAK KANSERİ NASIL ÖNLENİR?
Kalın barsak poliplerinin çıkarılması kalın barsak kanserinin gelişimini önlemektedir. Bu nedenle kalın barsak kanseri önlenebilir bir hastalıktır
Hastalıkları gelişmeden önlemek, erken evrede yakalayabilmek ve başarıyla tedavi edebilmek
için sağlıklı bireylerin sağlık kontrolünden geçirilmesine tarama işlemi denir.
Kolon ve rektum kanseri açısından risk grubunda olmayan insanlara, 40 yaşından başlayarak her yıl rektal (makat) muayene ve dışkıda gizli kan testi önerilir. 50 yaş ve sonrasında her 5-10 yılda bir veya kolonoskopi her 10 yılda bir uygulanabilen diğer tetkiklerdir.

KORUNMAK İÇİN NE YAPILIR?
Fiziksel egzersiz yapmak: Araştırmalar, düzenli egzersiz yapan bireylerde kalın barsak kanseri dâhil
birçok kanser gelişme riskinin azaldığını göstermiştir. Haftada 5 gün, 30-60 dak. arasında orta
şiddette veya günlük 150 kalori harcanmasını sağlayan egzersiz yapılmalıdır.
Aşırı Kilolardan Kurtulmak: Fazla kilolar kanser riskini arttırmaktadır.
Sigara Kullanmamak: Diğer kanserler gibi sigara kullanımı, kalın barsak kanser riskini de büyük
oranda arttırmaktadır.
Aşırı Alkolden Sakınmak: Yapılan araştırmalar alkolün kalın barsak kanser riskini arttırdığını
göstermiştir.
Sağlıklı Gıda Tüketimi: Kalın barsak kanserinin önlenmesinde beslenme alışkanlığı da önemli rol oynamaktadır. Yüksek lifli düşük yağ içerikli besinlerin tercihi önerilmektedir. Bu korunma yöntemleri tam olarak uygulansa bile kalın barsak kanser gelişimini önlemeyebilir.

Sonuç olarak, dışkılama alışkanlığında değişiklik, dışkıda kan görülmesi durumlarında dikkatli olunmalıdır. En önemlisi, özellikle yüksek risk sınıfına giren bireylerin tarama testlerinin ve fizik muayenelerinin yapılmasıdır.

 
     
 
  Copyright © Ümit Hastanesi 2012 Facebook'ta Paylas Ümit Hastanesi Bilgi Teknolojileri - Güncellenme Tarihi :  14.05.2014